Metasophie Ruhunun Dili

Ruh deyince ürkütücü geliyor değil mi? Filmlerde, dizilerde, anlatılarda, dinlerde ki tanımlarında hep ürkütücü gösterildi. Başka bir varlık gibi, zamansız bir varlık gibi gösterildi, taninsin bilinsin istenmedi bugüne kadar.

İnsanlar telaffuzundan bile kaçtı. İnsan kendinden kaçtı! Anlatılanlar, söylenenler, sergilenenler hep insanı uzak tuttu kendini tanımaktan. Oysa ilimle, bilimle tüm dinlerde ve milletlerde her insanın her canlının bir ruhu olduğunu ve zaman kavramında bir bedenin içinde olduğunu ve ruhun bedenden ayrıldığında bedenin aktifsizleştiğini de bilimsel olarak biliyoruz.

İki ayrı kavram sundular ruh için. Biri ürkütücü bir diğeri bizleri biz eden ve zaman kavramında yaşadığımız hayatta yaşayabilmemiz için gözle görmediğimiz ama varlığından emin olduğumuz ilim bilim ve dinlerin tanımladığı doğruladığı ruh. Varlığını kabul etmemek artık büyük cahillik olur yaşadığımız yüzyılda ama varlığı bu kadar aşikâr kabul edilen ruhumuzun bir lisanı yok mu? Evrenle bir bağı yok mu? Tabii ki var! Düşünsenize herkeste olmuştur, neden hiçbir neden yokken mutsuzlaşırız, içimiz sıkılır, huzursuzlaşırız? Hiçbir olumsuzluk yok, güne başlamışsınız yaşamınızda her şey normal ama acayip bir huzursuzluk kaplar içinizi. Neden peki ruhunuz sıkılır? Demek ki ruhumuza ait güdüler var! Ruhumuz zaman kavramında yaşamaz, aklımızda zaman kavramında kalmaz! Düşünce dediğimiz unsur bize yıllar önce yaşanmış bir olaya götüre biliyor. Ruhumuz bize gelecek olan zamandan doneler verebiliyor. Evet, yaşamadığımız zamandan doneler verebiliyor. Hepimiz yaşadık bunu. Olmamamız gereken bir yerde olduğumuzda aslında hiç gitmek istemedim ve gittim ve başıma gelecekleri tahmin etmiştim deriz. Bize bu veriyi kim verdi? Ruhumuzun demek ki yaşamımızda olumsuzluklara karşı bir uyarıcı görevi var, değil mi?